Aşk

Aşk nedir? Aşka dair…

Aşk; karşılıklı bir yanlış anlamadır demiş Oscar Wilde.

Aşk nedir?

Aşk; karşılıklı bir yanlış anlamadır demiş Oscar Wilde. Herkese göre değişir zaten aşkın tanımı değil mi? Hatta aynı kişiye hayatının farklı dönemlerinde iki kere sor “aşk nedir?” diye ikisinde de farklı tanımlar alabilirsin halet-i rûhiyesine göre. Bu yazının konusu iki karşı cinsin birbirine olan aşkından ya da sandıklarından ibaret. O yüzden evlat ya da doğa ya da Allah ya da kişinin kendine olan aşkından bahsetmeyeceğiz. Zaten onlara duyulan aşk başka bir boyut. Ama biliyoruz ki aşk deyince insanların aklını kurcalayan, zamanını çalan, ergenlerin hayatını değiştiren, yetişkinlerin dengesini bozan önemli bir yeri kaplıyor karşı cinse duyulan aşk.

Ben bu konuda biraz Oscar Wilde katılıyorum sanırım. İnsanları dinlemeyi severim. Dolayısıyla bolca aşk hikayesi de dinledim. Ortak noktaları; karşı tarafın o anki dönemlerinde kişinin kendi içindeki bir boşluğu doldurabilmesiydi aslında. Yani duyulan aşk karşı tarafın fiziksel ya da kişisel özelliklerine hayran olmaktan ibaret değildi. Yaşam devam ederken tek başımıza başa çıkamadığımız haller var. Bu bazen bir iş. Bazen de duygu. Birinin bizi gerçekten sevmesine ihtiyacımızın olması gibi… Bence Oscar Wilde tam da bundan bahsediyor. Neden dersiniz? Çünkü kişinin boşluklarını bir başkası dolduramaz. Belki sizin dikkatinizi dağıtabilir. Belki size iyi gelebilir. Ama o boşlukları dolduracak tek kişi kendinizsiniz. Bu anlamda “aşk bir yanlış anlamadır” evet.

Aşk nedir

Bukowski’ye göre; “gün doğmadan uyandığınızda bir sis görürsünüz ya, kısa bir süre orada durur ve sonra yok olur. Aşk gerçekliğin ilk ışıklarında yok olacak bir sistir.” Her ne kadar cümle kulağa acımasızca gelse de evet tam da böyledir. O yüzden herkes aşkı kavuşamama ya da imkânsızlık olarak tanımlar. Hep bir suçlanan taraf vardır. Aslında konu gayet net. Sizin bir duygu boşluğunuz var o dönemde. (Cesaret, sevgi, şefkat, eğlence, keyif vb.) Zaten bununla ilgili ruhunuzun bir arayışta olması insanlara bu pencereden bakmanıza neden oluyor. Bu boşluğu dolduracağını düşündüğünüz kişi de aşkınız olmuş oluyor. Görevi tamamlandığında da o yoğun duygular doğal olarak rutine dönüyor.

 

Aşka dair

Bir insanın başka bir insana destek olması, hayatı paylaşması bazı duyguların yerini doldurması tabi ki sevgiye dair. Ama işin insanların dengesini bozan kısmı, ilişkilerin kötü bitmesinin sebebi hatta aşk cinayetlerinin sebebi bağlanmayı yanlış anlamak. Yüklediğimiz duyguların anlamını aşması. Kendimizle ilgili ruhsal ya da yaşama dair dertler aslında kimseyle çözebileceğimiz dertler değildir. İnsanlar hayatımızdan gitmek istediklerinde bizi kazıklamış olmazlar. Gitmek isterler ve giderler. Hayatımız bize aittir.

Karşılıklı paylaşmak istediğimiz insanla bir süre bazı şeyleri paylaşırız. Ama toplu bir kaza durumu yoksa ölüm saatlerimiz bile farklı iken insanları nasıl bütün hayatımızdan sorumlu tutabiliriz? Aslında ilişkilerimizde, evliliklerimizde, dostluklarımızda, çocuk yetiştirmemizde en büyük sorunumuz bağlanmayı yanlış anlamak. Bir insana sağlıklı bağlanmak tutsaklıktan çok uzak bir şey. Tam tersi alabildiğine özgür kalıp kendi isteğiyle bizimle olmayı tercih etmesidir aşk. Yarın yanımızda olup olmama ihtimalini bilmesek de sorgulamadan paylaşmaktır aşk. Paylaşımları şartlara mecburiyetlere bağlamamaktır.

Bu yüzdendir çok üzüldükten sonra; aşka inançsızlığınız sadece saygıya razı oluşunuz. Bilirsiniz saygı sizi boğamaz. Saygı sizi ya kabul eder ya da etmez. Sizi değiştirmeye çalışmaz. Saygı sizi tehdit etmez. Saygı eşitliktir.

Sevgi ve saygıyla kalınız 😉

Yazar: Nazan Bayrak Akpolat

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu